The Dark Knight Rises

2012-08-08 09:20:00
The Dark Knight Rises |  görsel 1

  The Dark Knight Rises Hans Zimmer Original Motion Picture Soundtrack Kült yönetmen Christopher Nolan’ın yepyeni filmi “The Dark Night Rises”ın Hans Zimmer imzası taşıyan müzikleri sinema ve müzikseverler ile buluşuyor! Elektronik sesleri geleneksel orkestra ile birleştirebilen usta müzisyen Hans Zimmer Batman üçlemesinin son filmi olan “The Dark Night Rises” filminin müziklerine imza atıyor. Serinin ilk 2 filminin yanı sıra “Inception”, “Pirates of the Caribbean” ve “The Da Vinci Code” gibi filmlerde olduğu gibi Hans Zimmer yine başarılı soundtrack albümüne imza atıyor. Batman üçlemesinin son filmi olan “The Dark Night Rises” müzikleri ile de bu destansı filmin heyecanını müzikseverlere yaşatıyor. Parçalar A Storm Is Coming On Thin Ice Gotham's Reckoning Mind If I Cut In? Underground Army Born In Darkness The Fire Rises Nothing Out There Despair Fear Will Find You Why Do We Fall? Death By Exile Imagine The Fire Necessary Evil Rise Devamı

ASO Teknik Koleji

2012-08-08 08:43:00

Eğitimde yeni çağ; işsizliğe yeni bir çözüm.ASO Başkanı Özdebir, ASO'da düzenlediği basın toplantısında, ASO Teknik Koleji'nin kuruluşu ve okulda öğrenim görecek öğrencilere ilişkin açıklamalarda bulundu.  Türkiye'nin 2023'te 500 milyar dolarlık ihracat hedefini hatırlatan Özdebir, bu hedeflere ulaşabilmek için yapılması gereken çalışmalar olduğunu söyledi. ''Orta gelir tuzağı'' tartışmalarına değinen Özdebir, kişi başı gelirin 10 bin doların üzerine çıkarılması, bu çerçevede insan kaynaklarının iyi planlanması gerektiğini anlattı.  Özdebir, bu çerçevede ASO olarak bir süredir mesleki eğitim, sanayi eğitimi konusunda çalışmalar yaptıklarını hatırlattı.  ''Torba yasa'' olarak adlandırılan Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun kapsamında Özel Eğitim Kurumları Kanunu'nda yapılan düzenlemeyle OSB'lerde açılacak teknik ve meslek lisesi öğrencileri için devlet desteğinin yolunun açıldığını anımsatan Özdebir, OSB'lerde özel okul statüsünde açılacak mesleki ve teknik eğitim okullarında öğrenim görecek her bir öğrenci için, resmi okullarda öğrenim gören bir öğrencinin okul türüne göre devlete maliyetinin 1,5 katını geçmemek üzere eğitim ve öğretim desteği sağlanabileceğini anlattı.  Okulun kuruluşu çerçevesinde bir vakıf kurma çalışmalarının da sürdürüldüğünü kaydeden Özdebir, ''Globalleşen dünyada sadece malların dolaşımı değil artık insanların da dolaşımından söz ediliyor. Bizden de gidip çalışanlar ol... Devamı

Puslu Kıtalar Atlası

2012-08-07 20:23:00
Puslu Kıtalar Atlası |  görsel 1

Bu gün bir arkadaşın önerisi ile araştırdığım ve okumaya karar verdiğim İhsan Oktay Anar kitabı. Devamı okuduktan sonra. :) ...Kaynak : cycnus.blogcu.com Devamı

Editörün Gör Dediği

2012-08-07 20:23:00
Editörün Gör Dediği |  görsel 1

http://www.idefix.com/kitap/tanim.asp?sid=KT7CXZS8K605DR52EYEJ ...Kaynak : kitap-edebiyat.blogcu.com Devamı

Gabriel Marquez artık yazamayacak...

2012-08-07 20:18:00
Gabriel Marquez artık yazamayacak... |  görsel 1

Dünyaca ünlü Kolombiyalı yazar Gabriel Garcia Marquez’in demansa yakalandığı ve artık yazamayacağı öğrenildi. 82 yaşındaki yazarın Nobel Edebiyat ödülü ve birçok kitabı bulunuyor. Yazarın kardeşi Jaime Garcia, Marquez’in kendisini çok basit soruları sormak için sık sık aradığını söyledi. ”Hafızasıyla ilgili sorunları var. Bazı zamanlar ağlıyorum, çünkü onu kaybettiğimi hissediyorum” diyen Jaime Garcia, yazarın fiziksel olarak sağlıklı olduğunu ancak demans yüzünden güçlük çektiğini ifade etti. Daha önce lenf kanserine yakalanan Marquez’in kardeşi, “Kemoterapi hayatını kurtardı, ama nöronlarını ve lenf hücrelerini yok etti, bu süreci hızlandırdı” şeklinde konuştu. Marquez’in 1967 yılında yayınlanan ve kurucuları arasında olduğu büyülü gerçekçiliğin başyapıtı olarak kabul edilen romanı “Yüzyıllık Yalnızlık”,... ...Kaynak : sanaticinblog.blogcu.com Devamı

Unfaithfull

2012-08-07 10:00:00

  UNFAİTHFULL Fandom: SPN  Pairing: DESTİEL   Ay ışığının küçük yansımaları çakılların üzerinde sonsuz dansını sunar ve patika yolun sonunda ki derecik acelesizce akmaya devam ederken, bir saattir oturmakta olduğu bahçe masasından acele etmenin gereksiz olduğunun bilinciyle kalkar Dean Whincesther.   Gürültü yapmamaya özen göstererek içeri girer yeşil gözlü, yakışlı genç adam. Tahta döşeme üzerinde sessiz adımlar atarken Ağustos böceklerin dinmek bilmeyen sesleri içindeki bahçe, gerisinde uzanmaktadır. Ilık yaz gecesinin içinde olabildiğince sakin ve huzur doludur dünya. Ölenlerden, dirilenlerden, kan ve dehşetten uzak; dünyanın herhangi bir yerinde ki, herhangi ufak bir bahçe gibi orman yolunun sonunda ki ev de uykunun sarmalayan kollarına gömülmüştür.   Yatak odasına tırmanan ahşap merdivenlere yönelmeden önce mutfağa girdiğinde, kısa süreli de olsa ona bu huzuru sunan kadına minnettar; içinden teşekkürlerini yollar. Elinde ki kadehi evyenin üzerine bırakır, nereye gitmesi gerektiğini düşünürken de buzdolabında biten içkisinin yerine hafif bir şeyler alabilmek için duraklar. Teninde ev sahibesinin tuzu kururken; tutkulu sevişmelerinden yeni sıyrılmış kadına göz atmak için, dolapta bulduğu birayı da alarak yatak odasına yönelir.   Oda kapısı kendi çıkarken olduğu gibi aralık, içerde uyuyanın varlığı ve düzenli nefes alış verişleriyle dolu; yatakta yüz üstü uzanmış çıplak kadına şöyle bir bakar. Banyoya giderken yarılanan bira şişesini yatağın başucunda duran komidinin üzerine, saati ve cüzdanının durduğu yere koyar. Tahta kapıyı araladığında her an arkasında davetsiz bir misafir bulacakmış gibi etraf... Devamı

Excersize 3 - Redemption

2012-07-21 14:34:00

  Redemption       Neden bu kadar kıymetliydi merhamet? Severken ya da ölürken. Ne zaman dönerdi ruh aslına? Kaç yüzyıl daha geçmesi gerekirdi bir ruhu arındırabilmek için yazgısından? Vazgeçilen her şeyin son olduğu, tükenen her şeyin sonsuzluğa gömüldüğü bir yerde, daha ne kadar içgüdüden, sağduyudan ve kendi gerçeğinden kaçak yaşayabilirdi bir insan ruhu?   Dean alaycı, Dean kızgın ve Dean sabırsız ve o yalnız. Yargıcın sorularını duyamaz, kendininkileri soramazdı; kanatlılara güvenmeyecekti ne de olsa. Yaratıkları teker teker keserken cevaplarını veremedi. İçindeki sese kulak kabartmaktan vazgeçerek  ’’Bilemezdim ki’’ demekle yetindi sadece. ’’ Ben sadece bir insanım! Tortillanı höpletir ve çift zeytinli martinini yudumlarken bu algından çıkmış olmalı; eh meşgul olmak zor.’’   İşkence ettiği sayısız ruhun isim listesi aklında; yüzleri gözünün önündeyken. Düşünceler kafeste ki yırtıcı hayvanlar gibiydi. Gerisinde bıraktığı kanlı yığına bakmak kendi gerçeğini değiştirmeyecekti. Asla. Trençkotun etekleri fırtınanın getirdiği rüzgârla hışırdarken meleğe çevrilmedi yeşil gözler; aynı insana dönmediği gibi mavilerin. Sessizlik uzun sürdü. Yeşiller yorgun; maviler ruhun karanlık karmaşasından uzak. Birbirlerine bakmadan durdular o yamacın başında;  cesetler ve tüm nefes alan canlılar gerilerinde, yeni doğan gün önlerindeyken. Sanılanın aksine ne zaman gizlenmişti ruhlar ve ne zaman ödenmişti kefaret? ‘’Zor olan her şeyi değiştirebilseydin ne anlamı kalırdı? Bunu anlamıyorsun Dean. Üzülmek boşa.  Koşmak zorundasın ve yorulmak.’’ Beden yaralı ruh yo... Devamı

Günden Dışarı Gidenler

2012-07-13 14:10:00

    GÜNDEN DIŞARI GİDENLER Fandom: D. Gray Man  Uyarı: Dark, spoiler ,slash Karakterler: Kanda x Allen    Kemerin her saklayışında granit duvarlar bir defa daha inledi yeni yetme, gümüş rengi saçların sahibi acıyla inlerken keskin çığlığı böldü gecenin sessizliğini.Yüzünde ki ifade acı doluydu .donuk gülümseyiş acısını bitirmiyordu onun .Kırık camlardan aşağıya doğru döne döne inerken kulaklarında  Road sama şarkısını söylüyordu çığlık çığlığa …Soru kafasında yankılanıyordu hala - sıcakmıyım …??? Yeni çiselemeye başlayan karın altında, derinliklere doğru yuvarlandı Allen .Ama çığlığı bölmedi huzursuz uykusunu . Kabusun gerçekliği kadar kalıcılığı şaşırtmadı çocuğu varlığını sorgulamaya devam ederken dönerek inmeye devam ediyordu karanlıkta .Cehennem kaç kat dipteydi acaba ….   Bin yılın masumiyeti … Adı buydu yetimhanenin ve  hiç de masum olmayan işler dönüyordu orda halbuki  .   Uzun saçlı genç hızla fırladı uykusundan hangi gafildi bu, sersemce  onu uykusundan uyandıran.Sabaha karşı dönmüştü ve sanki Lavi başına obuchi kobuchiyle vurmuşçasına beyni zonkluyordu şimdi .Kaldığı handa ki eski şaraptan çok içmiş olmalıydı . Odasından fırladı çıplak ayaklarıyla , önce yan odanın kapısını açtı. Boş, taş zeminin soğuğu yaladı solgun yüzünü, içeriye girdi yavaşça .Emindi , ses buradan gelmiş olmalıydı.   İlk dördünün solgun ışığı eski yapının çatlak çerçevelerinden içeriye doluyordu.O da yarı aydınlıktı ve huzursuzluğun notalarıyla dolu esintileri taşıyordu salona. Soğuktu.&C... Devamı

Güneşi Yakalamak

2012-07-13 13:38:11

  PART 1   Gölgeler… Her zaman varlar… Her yerdeler. Neden peşimdeler… Güneş gözlerimi yakıyor . Gölgeleri de sevmiyorum,  güneşi de. Cildi benim gibi olanların baş düşmanı güneş. Beyaz rengi sevmeme nedenlerimden biri işte.O kadar beyazım ki, anaokulunda ki lakabım ‘peynir’di.Aman ne şahane!! Nedeni belli değil mi? Sevmiyorum sıcağı… Yol uzadıkça işkence büyüyor ve bedenimi ele geçiriyor güneşin ışınları.Kaldırımın kenarına dikilmiş,bir bankanın reklamını yapan Dijital saat 18: 00 olduğunu gösteriyor. Ekimde böyle havalar..Düzeni değişti her şeyin.Mevsimlerin bile .Ne değişmiyor ki zaten o aynı kalsın .  Dar atıyorum kendimi eve . Duşa girmek istemiyorum, böyle durumlarda su kurtarıcı olabilir,  ama bu gün değil.Her şey o kadar sıradan ki…. Gelişigüzel bişiyler atıştırıyorum..Domates salatası; taze naneli ..Ardından kahve…Tv de sıradan …Facebook’da da, hep aynı şeyler … Erkenden yatağa atıyorum kendimi… Tavanı seyrediyorum, yorgunum ama uyumuyor gözlerim. Lanet gözlerim,  kapanmamak için direniyorlar. Her şeyle olduğu gibi onlarla da savaşıyorum. Oda ufak ve havasız. Penceresi öyle küçük ki, dış pervazına kuru ekmekler bırakabilmek, oldukça zor oluyor. Serçelere, hayatta kalabilecekleri iki lokma bişiy bırakabilmek için, şekilden şekile giriyorum. Konoha’nın küçük bir semtinde, gösterişsiz, küçük bir daire, ‘evim’ dediğim yer. Buraya yuva dedirtecek bir şeyler yok etrafımda. İlk defa görüyormuşum gibi tekrar bakıyorum. Halısız, parke zemin, kapaksız bir komodin , 3 kapaklı, eski bir giysi dolabı , duvarda dijital bir saat… Canlılık belirtisi gösteren tek şey , temizlik yapa... Devamı

Excersize 2

2012-07-13 13:23:37

    Siz hiç cevabını veremediğiniz sorular sordunuz mu? Gerçek anlamda yani. Sonsuz gökyüzünün ötesinde ne vardı? Kaderi kim yazıyor, yağmurları kim yağdırıyordu? Yüzlerce yıl önce yapıldığı sanılan; pak çok savaş, yangın ve ayaklanma gören  Maridson Yetimhanesi’nin soğuk duvarları insanın üzerine gelirken, aklınıza gelen düşünceler elbette bunlar olamazdı. Çoğu zaman. Ama ne olursa olsun aklınızın sağlam kalan bir tarafı bir şeylerle meşgul olmalıydı değil mi? Soğuksa, yalnızsanız, tutunabileceğiz dalın çoktan salon şöminesinde küle döndüğünü düşünüyorsanız ve yalnızca 13 yaşındaysanız kafanızda sorulardan oluşan koskocaman bir listeyle dolaşırsınız.  Sahip olmadığınız ve özleyemediğiniz normal hayatın kısa bir zaman içinde yakınından dahi geçemeyeceğinizi hissediyorsanız umutsuz kalırsınız. Sonu gelmeyen, bitmek bilmeyen; düşlere sızıp insanı uykusunda dahi yaşamdan soğutmayı becerebilen bir gerçekliğe sahipsinizdir çünkü.   Sam ve babasından ayrılalı ne kadar olmuştu?  3 Ay, belki de 6 …  Kim bile bilir ki; belki de bir seneyi çoktan geçti. Zamanın nasıl geçtiğini umursamıyordu. Dean saymayı çoktan bırakmıştı. Varlıkları bile, silik bir hayal olmaya doğru ilerliyordu. Kardeşiyle oynadığı, babasının sonu gelmeyen paranoyalarıyla sarmalanıp korunduğu günler artık yoktu. En çokta babasıyla ilgili olanlar yakardı canını ama artık onların bıle bır anlamı kalmamıştı. onun daima erken gidişleri; haftaları kaplayan yokluğu. Siz hiç cevabını bildiğiniz sorular sordunuz mu ?  ... Devamı

Excersize 1 [spn çalışmaları]

2012-07-13 13:17:00

  Kuşların göç mevsimiydi ölümü ilk defa gördüğünde. Yakınına sokulan sinsi bir çakal, ansızın çıkagelen sevimsiz bir akraba; hasattan önce pamuk tarlasına yağan yağmur gibiydi ölüm, kendisi ise ateşe aşık bir pervane.  Bir ok başını andıran kanat pozisyonuyla havalanan kırlangıçların, güneye yol aldıkları vakitlerdi. Sonbaharın, son baharlı günleriydi. Ay güneşe aşık, geceden önceki en kara vakti beklemeye hazır; güneş aydınlatmaya istekliydi. Aşk tüm canlılar için kedere bağlı bir senfoni, kader ise bir tuzağın soğukluğuyla doluydu her zaman ki gibi o ölümün bir son olmadığını gördüğünde. Bilinmedik olduğu kadar beklenmedik bir vakitti nedense. Şafak değildi, gece hiç değil. Ay bulutlar tarafından örtülmemişti. Hırsız cinler saldırmamıştı henüz yaşayanların rüyalarına. Zamansız olduğu kadar da özensizdi aslını isterseniz; bilinmez, öngörülemez. Böylesini hayal etmemişti; doğruya doğru. Fakat; her ölüm vakitsiz, her ölüm genç değil miydi canlıların gözünde. Bunu bilerek öleceğini tahmin etmemişti aslında. Bu nedenle gülümseyerek öldü. Şaşkınlık hücre çekirdeklerinden başlayarak sarmalamıştı her yanını. Çalıntı bir ruhun karanlık tapınağında doğduğu an gelene kadar, kederli kaderine ve tutarsız benliğine bağlamıştı ölen son umutlarını, yeşeren yenileriyle birlikte. Zaten yeniden doğmayı da beklemiyordu ki aslında.   Gerçeği isterseniz yaşamı seviyordu. Heyecanı, neşeyi. Adlandıramadığı bir duygu topağının vücut bulmuş haliydi belki de bu isteri dolu bağlılık. Bazen de kaotik denilecek kadar kapalıydı hayata. İşte böyle günler ise depresyonlu bir ergenin yalnızlığında geçerdi onun için zaman. İçini burkardı ya... Devamı